Kaynarca’nın Düşman İşgalinden Kurtuluşu

Kaynarca’nın Düşman İşgalinden Kurtuluşu
Bu haber 2018-05-01 16:10:48 eklenmiş ve 187 kez görüntülenmiştir.

3 Mayıs, Kaynarca’nın Düşman İşgalinden Kurtuluşu Günü’dür.. Yakın tarihteki Türklüğün büyük bir Vatan destanı sayılan Çanakkale Savaşı’nda (1915) o çok güçlü donanmasıyla, o nice üstün silahlarıyla Türk yurduna merkezden geçiş, başkent İstanbul’a denizden varış için Çanakkale’de saldırıya başlayan o haçlı emperyalizmi büyük bir hüsrana uğratarak mağlup eden Cihan İmparatorluğu Osmanlı, müttefiki olduğu Almanya’nın yenilgisi yüzünden o galip devletlerce (30 Ekim 1918’de)  oluşturulan masa başı o şer Mondros Mütarekesi entrikalarıyla sonlandırılan o Birinci Dünya Savaşı (1914-1918)  sonucu yenik sayıldı.. Osmanlı’ya dayatılan ve 25 madden oluşan o şer Mondros Mütarekesi’nin  işgale zemin sağlayan o şer maddelerinin fiiliyata geçirilmesiyle  Cihan İmparatorluğu Osmanlı’nın topraklarının her bir tarafına yönelik oluşan o işgaller nedeniyle Cihan İmparatorluğu Osmanlı’nın başkenti İstanbul (13 Kasım 1918’de)İzmir  (15 Mayıs 1919’da) ve ardından, Uşak, Aydın, Antep gibi işgale maruz kalan birçok illerimizin yanı sıra, (21 Mart  1921’de) Adapazarı ve ardından Kaynarca ilçesi de  düşman işgaline uğradı; o zalim yunanın, rumun, ermeninin ve hatta kimi Abaza ve Çerkez çetelerinin saldırılarına, mezalimlerine maruz kaldı.. Karasulu, Kaynarcalı, Kandıralı Kuvayı Millîyecilerin gayretleriyle, bu güzel Kaynarca, 3 Mayıs 1921’de, o düşman işgalinden, o saldırgan düşmanların ve yerli işbirlikçi yandaşlarının mezalimlerinden kurtuldu.. Bu Güzel Gün, Kaynarca’nın Düşman İşgalinden Kurtuluşu Günü Kutlu Olsun.!

 

   [İstanbul’un işgali – 13 Kasım 1918 (İşgalden kurtuluş:6 Ekim 1923), İzmit’in işgali- 20Kasım 1918/ikinci işgal-27Ekim 1920 kurtuluş:28Haziran 1921), İzmir’in işgali -15 Mayıs 1919 (İşgalden kurtuluş:9 Eylül 1922), Manisa’nın işgali-18 Mayıs 1919(Kurtuluş:8 Eylül 1922), Aydın’ın işgali - 26 Mayıs 1919 (kurtuluş:7 Eylül 1922), Antep’in işgali– 15 Ocak 1919(kurtuluş:25 Aralık1921), Maraş’ın işgali- 22 Şubat 1919(kurtuluş:12 Şubat 1920), Urfa’nın işgali-7/24 Mart 1919 (kurtuluş:11Nisan 1920), Manisa’nın işgali-18 Mayıs 1919(kurtuluş:5 Mart 1920), Aydın’ın işgali-26 Mayıs 1919 Kurtuluş:7 Eylül 1922), Bursa’nın işgali-8 Temmuz 1920 (kurtuluş:11 Eylül 1921), Edirne’nin işgali-25Temmuz 1920 (Edirne,Balkan Savaşı yıllarında da,Rus saldırılarında da çok kez işgale maruz kaldıydı)(kurtuluş:5Kasım 1922), Uşak’ın işgali-29 Ağustos 1920(kurtuluş:2 Eylül 1922), Adapazarı’nın işgali –21 Mart 1921 (Adapazarı’nın Kurtuluşu 21Haziran 1921’dir), Kaynarca-16 Nisan 1921’de ve ardından ikinci kez 30 Nisan 1921’de düşman işgaline maruz kaldı. (Kaynarca’nın Düşman İşgalinden Kurtuluşu 3 Mayıs 1921’dir), Afyon’un işgali-28 Mart 1921/ikinci işgal-13Temmuz 1921 (işgalden kurtuluş:27 Ağustos 1922, ..]

 

   Kurtuluş Günleri’miz, dünün işgalcisi o haçlı emperyalizme karşı onların istila ve işgallerinden ve mezalimlerinden kurtuluş için yapılan Millî Mücadelegünlerimizdir.. Dünün işgalcisi o haçlı emperyalizm ve o emperyalizmin manda sever kimi yerli uzantılarınca çarptırılmaya ve hatta unutturulmaya çalışılan bu tarihi günlerin, Büyük Atatürk’ün öncülüğünde başlatılan o düşman işgaline ve o şer Sevr paylaşımına karşı “Türk’ün Millî Kurtuluşu”na dair Millî Mücadele ile oluşan Kurtuluş Günleri’mizin öneminin iyi idrak edilmesinin temini ve de kutlanılmasının devamlılığının sağlanımı için gençliğimize de, halkımıza da o günlerin, o ulvi Millî Mücadele’nin iyi anlatılması gerekmektedir..

 

   Unutulmamalıdır ki, dünün işgalcisi o haçlı emperyalizm, dün olduğu gibi bugün ve yarılarda da yine bu güzel yurdumuza, şanlı ordumuza ve aziz ulusumuza yönelik sinsi şer entrikalar, sinsi kumpaslar peşindedirler.. Ve bu şer işlev için işbirlikçilerini, işgal yıllarındaki o işgalin ve o şer Sevr Antlaşması (10 Ağustos 1920) bahanesiyle oluşan paylaşımının kolaylığının temini için Anadolu insanımızın yanılmasına ve kandırılmasına yönelik oluşturttukları o “Heyet-i Nasiha” heyeti benzerlerini bugün ve yarınlarda da devreye katarak dünün o şer Sevr paylaşımı senaryolarını gerçekleştirmeye yönelme istekleri, o sinsi şer çabaları süredurmaktadır..

 

   Vatanın bütünlüğü, milletin istiklâli tehlikededir.Milletin istiklâlini, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır. (Amasya Genelgesi, 22Haziran 1919)anlayışıyla toplantılar, Millî sınırlar içinde vatan bir bütündür, parçalanamaz.Kuva-yı Millîye’yi tek kuvvet tanımak ve millî iradeyi hakim kılmak temel esastır., anlayışıyla Erzurum’da (23 Temmuz 1919) ve Sivas’ta (4 Eylül 1919Kongre’ler yapıp Millî Mücadele’mizi başlatan ve hatta (1923’te İzmir’de annesinin mezarını ziyaretinde) “..Millî egemenlik uğrunda canımı vermek benim için vicdan ve namus borcu olsun..  diyerek “İstiklâl”in, “Vatan”ın ve “Hürriyet”in önemini belirten, o işgal günlerindeki millî  dayanışmanın yararlarından dolayı “Millet” (Ulus) kavramını pekiştirmek için “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına ‘Türk Milleti’ denir.” diyerek millîliğe  ve ulusal birlikteliğe önem veren, kanla irfanla kurulan ve ulusal bağımsızlığımızı onurlandıran bu güzel Cumhuriyet’in ulviyetini ve ebedi devamlığının zaruret olduğunu belirtmek için Benim naçiz vücudum, elbet bir gün toprak olacaktır, ancak Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır. temennisinde bulunan Ulusal Önderimiz, millî rehberimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, Biz doğrudan doğruya milliyetperveriz ve Türk milliyetçisiyiz. Cumhuriyetimizin dayanağı Türk topluluğudur. Bu topluluğun fertleri ne kadar Türk kültürüyle dolu olursa, o topluluğa dayanan Cumhuriyet de o kadar kuvvetli olur. sözü de iyi anlaşılmalıdır.! İstiklâlimizin ve istikbalimizin yegane teminatı bu güzel Cumhuriyet, (dahili ve harici düşmanlara karşı) çok iyi korunmalıdır, azimle geliştirilmelidir, yüceltilmelidir..  Bu nedenlerledir ki, bu Kurtuluş Günü’müzün önemini, bu Kurtuluş Günleri’mizin tarihi değerini geleceğimizin teminatı çocuklarımıza, genç nesillerimize doğru anlatalım, onlara iyi öğretelim ki, Gençliğimiz; Bayrak, Vatan ve Bağımsızlık kavramlarının ulviyetini dillendiren güzel Millî Bayram’larımızla, bu Millî Kurtuluş Günü etkinlikleriyle ve hatta bu Millî Gün etkinliklerine dair ilgili yazıların, broşürlerin, afişlerin, konuşmaların ve gösterilerin coşkularıyla da etkilenip bilinçlenerek bu görev ve sorumluluklarını daha iyi kavrayabilsinler..

 

   Gençliğimiz, Halkımız; dünün işgalcilerine hizmeti görev edindirilen misyonerlerin, manda severlerin, “dindar- kindar gençlik!” söylemlerinin ardına gizlenen bazı yerli işbirlikçilerinin; Türklük, Atatürk ve Atatürkçülük ve de Atatürk Cumhuriyeti karşıtlarının, hilafet ve saltanat özlemcilerinin, İngiliz patentli “Heyet-i Nasiha!”larının ve uzantılarının, takkiyecilerin o şer Sevr paylaşımının yeniden horlatılması içerikli dinsel kinsel sinsi şirin şer söylemlerine aldanmasınlar..

 

   Dünkü o yokluklara, bin bir zorluklara rağmen Millî Mücadele ile başlatılan İstiklâl Savaşı’yla İnönü’den, Sakarya’dan, Dumlupınar’dan ve yurdun her bir sathından söküp denize attığımız o emperyalist haçlı düşmanlar, yine işbirlikçileriyle, ellerinden geldiğince yine bir kısmımızı yanıltmaya, aldatmaya, satın almaya yönelerek bu güzel toprakları elde etme oyunu peşinde koşuştukları unutulmamalıdır.. Bu nedenlerledir ki, özelleştirme efsununun aldatmacalarına kanmayalım, özelleştirme adı altında, yabancıya, sanayinin bulunduğu, tarımın yapıldığı Vatan toprağını satmayalım.. (Ki, Büyük Atatürk, ta 1925’li yıllarda, o yabancıların Osmanlı’dan aldıkları birçok önemli kuruluşların satın alınmasını sağlayarak millîleştirmişken, stratejik önem arz eden birçok millî  milli yatırımları şimdilerde de hâlâ  o yabancılara satma anlayışı varsa bu anlayış bir gaflet , bir dalalet değil de nedir?!)  Ege’deki, Akdeniz’deki Ada’larımızı; kıyılarımızı, limanlarımızı yabancıya kaptırmayalım..

  

   Dünün işgalcisi ve o Lozan’da tarihin çöplüğüne atılan o şer Sevr paylaşımının bop entrikasıyla yeniden horlatılmasının  özlemcisi o haçlı emperyalizmin o şer kumpaslarına, tertipleyedurdukları o nice sinsi şer oyunlarına aldanmamak için, dünkü o düşman işgalinden kurtuluşumuzun ve ulusal bağımsızlığımıza yönelik ulusal kuruluşumuzun öncüsü ve bu güzel Meclis’imizin ve Türkiye Cumhuriyeti’mizin kurucusu olan Büyük Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’ni ve bizlere güzel yarınlar için yol yordam gösterici o nice öğütlerini doğru anlayalım ve de dosdoğru uygulayalım.. Şehit ve gazilerimizin kutsal emaneti bu güzel Vatanımızın bağımsızlığının ebediliği için o işgalci düşmanlara karşı millî mücadele veren, bu güzel Vatan için kanını döken, canını veren şanlı şehitlerimizin ve kahraman gazilerimizin kutsal emaneti olan bu güzel ve kutsal Vatan toprağımıza, Ay yıldızlı al bayrağımıza,ulusal benliğimize, Türklüğümüze ve millî birliğimizin temeli güzel Türkçe’mize, Andımız’a, ulusallığımıza ve Ulusal bağımsızlığımıza, millî ekonomimizin teminatı ulusal yatırımlarımıza, millî tarımımıza ve millî üretimimize, Cumhuriyetimizin kazanımlarına, millî geleneklerimize ve ulusal kültürümüze, Ordumuza, Millî Temel Eğitimi’mize  onurluca doğru sahip çıkalım.. IMF girdabından, AB serabından, AP aldatmacasından, emperyalizmin BOP tuzağından, o haçlıların DAD efsunundan, Orta Doğu bataklığından ve Arap çöllerinin bedevi yangınlarından uzak duralım..

 

   “Çözüm!” diye diye, aksaklıkların, yanlışlıkların, yokluğun ve yoksulluğun, ve cehaletin, dalaletin ve ihanetin yok edilmesi, sağlık ve barıma ihtiyaçlarının karşılanması, mutlu-huzurlu, gönenç içinde yaşayabilmenin önündeki engellerin giderilmesinin gayreti ve temini yerine “bütünsellik”ten, millî dayanışmadan çözülmeye yöneliş amaçlanıyorsa bu durum büyük bir gaflet ve dalalettir ve hatta bu kutsal vatanımıza ve ecdadımıza ihanettir.! Ki, o haçlı emperyalizmin arzuladığı “çözüm”, sorunlarımızın iyileştirilmesine çözümün bulunması değil, millî birlikteliğimizin çözülmesine yöneliktir.!

 

   “Değişim!-Dönüşüm!” diye diye 23 Nisan (1920 -Meclis) ve 29 Ekim (1923-Cumhuriyet) ile elde edilen ulusal kazanımların ve ulusal bağımsızlığımızın millî anlayışını, ilmin ışığındaki ulusal bilinçlenmeyi değiştirip köreltmeye yani eskiye dönme gafletine yönelme arzusu varsa böyle bir gaflete ve hatta dalalete düşüş özlemi niyedir?!  Ki, dünün işgalcisi o haçlı emperyalizm, dün olduğu gibi, bugün ve yarınlarda da Türk ulusunun çağdaş uygarlığa ulaşmasını, aydınlığa kavuşmasını değil de, karanlığa, cehalete, sefalete ve esarete yönelmesini istemektedir.!

 

   Cumhuriyet Gençliği, “Andımız”da, “ Gençliğe Hitabe”de belirtildiği gibi görev ve sorumluluk anlayışının pekiştirilmesinin millî görev addedilmesi gerekirken, “kindar-dindar!” gençlik söylemleri ve hatta dünkü o düşman işgalinden Kurtuluşumuzun Öncüsü ve Cumhuriyetimizin Kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün vatanseverliğini ve bu güzel vatana hizmetlerini unutturma çabaları neyin nesidir?!

 

   Yarının güzel, mutlu, aydınlık günlerinin temini için dünün yanlışlarından ve yanılgılarından iyi dersler çıkarmalıyız.. Yurdumuzun işgali, ulusumuzun esareti nasıl benimsenebilir! “Kaynarca’nın Düşman İşgalinden Kurtuluşu Günü” olan 3 Mayıs’a da kolay gelinmedi.. Dünün o nice acılarından, kahır gözyaşlarından, düşmanın onca mezalimlerinden kurtuluş kolay olmadı; niceleri sakatlandı, niceleri ise canlarını verdi.. Bu nedenledir ki, o rum, o ermeni çetelerinin ve hatta onların yerli işbirlikçilerinin mezalimlerinden, o düşman yunan güçlerinin zulümlerinden kurtuluştur  3 Mayıs (1921)..

 

   Ki, bu anlatılanlar sadece belli bir yörenin değil, yurdumuzun tüm yöresinin  düşman mezaliminin yaşandığı işgalden kurtuluşu günlerinin ehemmiyetinin bilinmesine, Ülkemizin düşman işgalinden kurtuluşunun ve  ulusal bağımsızlığa yönelişin ve hatta ulusal bağımsızlığımızın elde edilişine dair ulviyeti dillendiren Ulusal Bayramlarımızın da önemliliğinin doğru kavranılmasına yöneliktir.. Çünkü,bir vücudun bir noktasındaki bir acı, vücudun bütününü nasıl rahatsız ederse, Vatanın bir noktasındaki bir acı da bütün Vatan’ı öyle etkiler.!

 

   Çeşitli entrikalar sonucu Birici Dünya Savaşı’na (1914-1918) dahil olan Cihan İmparatorluğu Osmanlı, Çanakkale’de, Türk’ün Vatan sevdasının destanının yazıldığı Çanakkale Savaşı’nda (Çanakkale Deniz Savaşı 18 Mart 1915 ve Çanakkale Kara Savaşı 25 Nisan 1915) 200 bini aşkın genç yaşlı ayırt edilmeksizin her kesimden cepheye giden fertlerimizden birçoğu şehit verilerek muazzam bir vatan savunması yapılmasına rağmen, o güçlü donanmaya, o üstün silahlara  sahip bulunan o haçlı emperyalizmin  ummadığı bir yenilgiye maruz bırakılıp büyük bir hüsrana uğratılmasına rağmen müttefiki olunan Almanya’nın yenilmesi yüzünden yenik sayılarak biz de hüsrana maruz kaldık.. Mondros Mütarekesi (30 Ekim 1918) denilen o şer dayatma antlaşması bahanesiyle Cihan İmparatorluğu Osmanlı’ya bu savaşın mağlubiyetliği kabullendirildi..

 

   Mütareke’den 2 hafta sonra ise,  İngiliz savaş gemileri öncülüğündeki Fransız, İtalyan ve Yunan gemilerinden oluşan yüzü aşkın o İtilaf savaş zırhlıları, 1915 yılında onca güçlü donanmalarıyla, üstün toplarıyla tüfekleriyle geçemedikleri Çanakkale’yi (1918 yılında imzalanan) o Mütareke bahanesiyle engelsiz geçip 13 Kasım’da (1918) kiliselerin çan seslerinin eşliğinde İstanbul önlerine dizildiydiler ve hatta karaya bir kısım kuvvet çıkardıydılar.. Mustafa Kemal Paşa, Suriye’deki 7’nci Ordu birliği lağvedildiğinden geriye çağrıldığı İstanbul’a  geçmek için o esnada Harem’e gelmiş bulunup ve köhne bir motorla bu düşman savaş gemilerinin arasından karşıya (Sirkeci’ye) geçerken “Geldikleri gibi giderler!” dediği bu İngiliz müttefiki düşman savaş gemilerinin manevi baskısına da maruz kalındı.. Kıyıya paralel duran bazı gemilerin top namluları kıyıya, haliyle Saray’a çevrilikti..

 

   İngiliz donanmasının İstanbul önlerine demir atmasıyla birlikte İzmir’de,  Anadolu’nun bazı yerlerinde, Karadeniz’de Samsun yöresinde rum baskıları, güney illerimizden Musul ve Antep yöresinde İngilizlerin teşvikiyle azan Ermenilerin bu yörelerde de mezalimleri baş göstermeye başladı..  15 Mayıs’ta (1919) Yunan ordusunun İzmir’e çıkarma yapmasıyla birlikte güney illerimizde de, Urfa, Maraş yöresinde de rum-ermeni ve yandaşlarının mezalimi hepten arttıydı..

 

   Vatan menfaatten üstündür.” diyen,

   Vatan sevgisi, “Vatan”a hizmetle ölçülür.” öğüdünde bulunan Mustafa Kemal Paşa, 16 Mayıs 1919’da Samsun yolculuğuna çıkmadan bir gün öncesi güzel İzmir, 15 Mayıs’ta Yunan işgaline maruz kaldıydı..  Mütareke bahanesiyle maruz kalınan o düşman işgalinden kurtuluş için gerekli olunan millî mücadelenin oluşumu ve de zafere ulaşım için Anafartalar kahramanı büyük önder Mustafa Kemal, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkmıştı.. Oradan Amasya’ya geçerek (12 Haziran 1919) burada yapılan görüşmeler sonucu (8 maddeden oluşan Amasya Genelgesi oluşturuldu. (22 Mayıs 1919)  Amasya Genelgesi’yle içinde bulunulan düşman işgalinden kurtuluş için gerekli olunan Millî Mücadele’nin temini ateşleyen şu temel kararlar alındıydı;

   Vatan’ın bütünlüğü ve milletin istiklâli tehlikededir.”,

   Milletin istiklâlini, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.”,

    Bu amaçla bütün illerden, milletin güvenini kazanmış üçer delegenin hemen yola çıkarılması gerekmektedir.” ..

   Milletin azim ve kararının temini için Anadolu içlerine gitmeyi, orada halkla bütünleşmeyi planlayan Mustafa Kemal, Amasya’dan Erzurum’a geçti. Burada yaptığı görüşme ve toplantılar sonucu Erzurum Kongresi oluşturuldu. (23 Temmuz 1919)

   (10 Maddeden oluşan) Erzurum Kongresi’nin temel hükümleri şunlardı;

   Millî sınırlar içinde Vatan bir bütündür, bölünemez.”,

   Milletin iradesini egemen kılmak esastır.”,

   Her türlü yabancı işgal ve müdahalesine karşı ve Osmanlı Devleti’nin dağılması halinde, millet birlikte savunma yapacak ve direnecektir.”,

   Hıristiyan azınlıklara, siyasi ve sosyal egemenlik ya da dengemizi bozucu ayrıcalıklar verilemez.”,

   Manda ve himaye kabul olunamaz.”..

 

   Erzurum Kongresi’nde (23 Temmuz 1919) alınan temel kararlar Sivas Kongresi’nde de (4 Eylül 1919) aynen kabul edilerek Ankara’daki millî oluşumun teminine gayret edildi ve Ankara’da, 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) kuruldu..

 

   30 Ekim (1918) Mütareke dayatmaları bahanesiyle 13 Kasım’da (1918) İtilaf Devletleri donanmasının İstanbul’a gelişini sağlayan İngilizlerin karaya çıkarttıkları askerlerince İstanbul’un fiilen işgaline başlanılmasından (16 Mart 1920) sonra da cesaret kazanan yöredeki bazı Rumlar da,  kimi Ermeniler de  bulundukları yöre halkına baskı kurmaya başladıydılar..

 

   Mondros Mütarekesi ile oluşan o işgal dayatmaları yetmiyormuş gibi, yeni bir Antlaşma için Fransa’ya giden, Osmanlı’yı temsil eden bir heyet ile galip devletler heyetinin Paris’in Sevr mahallesinde imzalanan, Cihan İmparatorluğu Osmanlı’nın topraklarının İngiltere, Fransa, İtalya ve Yunanistan tarafından paylaşımını amaçlayan (433 maddeden ve ara bölümlerle 130 sayfadan oluşanSevr Antlaşması (10 Ağustos 1920), (Türk milletince hiçbir zaman kabul edilmedi ve Lozan ile ve 29 Ekim ile birlikte resmen reddedildiydi..) o emperyalist haçlı galip devletlerin iştahını pek kabartmıştı..

 

   Savaşın galibi İtilaf Devletleri (İngiltere, Fransa,İtalya), Sevr Antlaşması’nı (10 Ağustos 1920) imzalatmalarının ardından dayattıkları o Sevr paylaşımının temini için yunan askerlerinin Anadolu’nun içlerine ilerlemesinin, yeni oluşturulan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin etkisizleştirilmesinin teşvikçisiydiler.. Şeyhülislam Dürrizade’nin, “Anadolu’daki Ulusalcı liderin ve Kuvayı Milliyecilerin öldürülmesi dinen caiz olduğunu ve onlara karşı savaşırken ölenlerin şehit, kalanlarının gazi olacağı!”na dair bu fetvası hayli ilginçtir..  Böyle bir fetva ancak emperyalizme, esarete hizmettir.!  Ki, İstanbul Hükümeti, Kuvayı Millîye’ye katılımları engellemek için Kuvayi  İnzibatiye (Hilafet Ordusu) teşkilatını kurdu (18 Nisan 1920)..  Buna karşılık, Ankara’da da, İtilaf Devletleri’nin teşvikiyle, İstanbul Hükümeti’nin fetva ve fermanlarıyla Anadolu’da baş gösteren ayaklanmaların, isyanların tez önlenilmesi için Hıyanet-i Vataniye Kanunuçıkarıldı. (29 Nisan 1920)

 

   İzmir’in işgalinden sonra Manisa üzerinden Balıkesir, Bursa ve İznik’i işgal eden yunan ordusu Afyon-Kütahya-Eskişehir üçgenini de denetimi altına almak peşindeydi..  İstanbul Hükümeti, Kuvayı Millîye’ye karşı tertipler düzenleterek bazı ayaklanmalar başlattıydı .(Anzavur Ahmet Ayaklanmaları (1919/1920) ve Bolu-Düzce-Hendek-Adapazarı Ayaklanmaları(1920) oluştu.. Mustafa Kemal yanlılarına mezalim uygulayan ve Ankara’yı yıldırmaya yönelik olan bu ayaklanmalar Kuvayı Millîye güçleriyle bastırıldı.) İstanbul’dan uzak yörelerde de isyanlar oluştu.. (Erzurum yöresinde Şeyh Eşref Ayaklanması(1919), Afyon’da Çopur Musa Ayaklanması, Samsun ve yöresinde Pontus faaliyetleri, Yozgat-Çapanoğlu İsyanı(1920), Konya’da Delibaş Mehmet İsyanı(1920), Nazili’de Demirci Mehmet Efe Ayaklanması(1920), Erzincan ve yöresinde Koçgiri İsyanı, Nusaybin yöresinde Ali Batı İsyanı..)

 

   Meclis Ordusu (Düzenli Ordu),  Çerkez Ethem’in başlattığı ayaklanmaları bastırmakla da meşguldü (Ocak 1921).. Bu durumu da fırsat bilerek Anadolu içlerine ilerlemeye yönelen yunan ordusuna İnönü’de engel olundu.. (Birinci İnönü Zaferi 10 Ocak 1921). Yunan ordusu tez toparlanıp Tür askerini tamamen imha etmek için tekrar saldırıya yöneldi.. Yunan ordusunun ilk günlerde etkili taarruzlar yapması durumu Meclis’i de kara kara düşündürmeye başlatmıştı.. İsmet Paşa’nın etkili komutası ve askerimizin kahramanlıklarıyla yunan ordusu ikinci kez İnönü’de yenilgiye uğratıldı ve İkinci İnönü Zaferi (31 Mart 1921) kazanıldı. İsmet Paşa, 1 Nisan 1921’de TBMM Başkanı Mustafa Kemal’e İkinci İnönü Zaferi’nden bahseden telgraf çeker. Mustafa Kemal Paşa, cevaben;

   “.. Siz orada yalnız düşmanı değil milletin makus talihini de yendiniz. İstila altındaki topraklarımızla beraber bütün vatan, bugün en ücra köşelerine kadar zaferinizi kutluyor..” diye yazmıştı.

 

   Büyük gücünü Anadolu’nun iç cephesinin düşürülmesine ayırdığı sanılan yunan askerlerinin bir kısmı da Bursa-İznik-İzmit-Kandıra-Adapazarı- Kaynarca güzergahlarındaydı.. 

   Yöredeki rumlar, ermeniler, yunan askerlerinin işgale yönelmesiyle birlikte onlardan cesaret aldılar, maskelerinden, bürünmüş oldukları koyun postlarından arındılar.. İzmir yöresindeki Rumların masumiyetten arınıp saldırganlığa yönelişlerinde görüldüğü gibi, uzun yıllar komşuluk yaptıkları yörelerindeki Türk halkına kötülük etmeyeyöneldiler; mezalimleriyle baskı kurmaya, sindirmeye çalıştılar; kadınlara, kızlara, çocuklara yaşlılara eziyet etmeye, öldürmeye başladılar.. Bu nedenle yöredeki müslüman Türk halkımız, düşmanın bu mezaliminden muzdaripti.. Bu kötü durum İngiliz komiserliklerine şikayet edildiyse de yeteri ilgi ve tedbir oluşmayınca, yunan askerlerince, Rumlarca, Ermenilerce ve kimi yerli işbirlikçilerce oluşturulan nice saldırının, karşılaşılan onca vahşetin giderilmesinin temini için yöresel dayanışmalar oluşturulmaya çalışıldı; yöresel milis güçleriyle o düşmanın mezalimine karşı yöresel savunmalar, karşı koymalar başlandı..

 

   Kaynarca yöresi de, işgale maruz kalan diğer yerleşim yerleri gibi yunan askerlerinin işgaliyle birlikte o yöredeki kimi rum ve ermenilerin mezalimine de maruz kaldıydı.. Kaynarca, Halit Molla gibi yurtseverlerin öncülüğündeki milis güçlerinin gayretleriyle  3 Mayıs 1921’de düşman işgalinden, yunan askerlerinin saldırılarından, o rum ve ermeni çetelerinin mezaliminden kurtulduydu..

 

  Şu hususun da çok iyi binmesi ve dosdoğru uygulanması gerekir ki;

   Efendiler, sırası gelmişken, aziz milletime tavsiye ederim ki, bağrında yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındaki öz cevheri çok iyi tahlil etmek dikkatinden bir an geri kalmasın!” öğüdünde bulunan büyük önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, işgalden kurtuluşa ve uygarlaşmaya yönelik oluşturduğu-kurduğu siyasi oluşumu;

   “Her koşulda Türklüğün ve Türk yurdunun, Türkiye Cumhuriyeti’nin tereddütsüz daima belirlediği İlkeler ve Yenilikler-Devrimler ışığında dürüstçe savunulmasını, dünün işgalcisi o haçlı emperyalizme ve yerli işbirlikçilerine, gericiliğe ve Sevr bölücülüğüne karşı durulmasının teminini sağlasın ve yapılanları  “Türk Devrimi ve İlkeleri” ışığında iyi takip edilsin diye kurduydu..

 

   Kaynarca’nın Düşman İşgalinden Kurtuluşu’nda da emeği geçen İstiklâl Savaşı Gazisi  Aziziyeli Gazi Hüseyin Acar dedem de İpsiz Recep ile birlikte Kaynarca-Kefken-Kandıra güzergahında bulunan o işgalci düşmanlara ve de o saldırgan yunanın yandaşlığını yapan o yerli işbirlikçilere karşı yapılan milis mücadelesinde de bulunduydu..

 

   Bu güzel Kurtuluş Günleri iyi anlaşılmalıdır. Ulusal önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün öncülüğünde coşup şahlanan millî mücadelemizin şanlı şehitlerini ve ebediyete intikal etmiş olan kahraman gazilerimizi saygıyla, rahmetle, minnetle, şükranla anmalıyız ve o şehit ve gazilerimizin bizlere kutsal emanetleri olan bu güzel vatan toprağına onurluca sahip çıkmalıyız.. Aydınlık yarınlar için, işgalden kurtuluşumuzun ve millî kuruluşumuzun öncüsü büyük önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün öğütlerini iyi anlayalım ve de dosdoğru uygulayalım..

 

   Yarının aydınlık günlerinin sağlanımı için, Şehit ve Gazilerimizin kutsal emaneti bu güzel Vatan toprağında yeşeren güzel Türkiye’mizin sağlam temellerinin devamının temini için dünün yanılgılarından, o gaflet ve o nice acılarından doğru dersler çıkaralım.. Kurtuluş Günlerimizden, Millî Bayramlarımızdan daima gurur duyalım..

 

 

                                                              Kemal KOÇÖZ (Eğitimci)

                                                          ADD (Atatürkçü Düşünce Derneği)

                                                          Karasu Şubesi Kurcu eski Başkanı

ETİKETLER : sakarya kaynarca düşman işgal kurtuluş
Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer KÜLTÜR - SANAT haberleri
ÇOK OKUNANLAR
SON YORUMLANANLAR
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Puan Durumu
Ada Bulvar - Sakarya 24 Saat Haber
© Copyright 2018 Gazisoft Inc. Tüm hakları saklıdır. . Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haber yazılımı alt yapısı ile yapılmıştır.
SAKARYA GÜNDEM
Sapanca gölü
Sakarya Trafik Kazaları
Cumhurbaşkanlığı Seçimleri
Sakarya haber
Adapazarı haber
SAKARYA SPOR
Sakaryaspor
Sakarya Futbol Haberleri
Sakarya Basketbol Haberleri
Sakarya Bisiklet
Sakarya voleybol
SAKARYA SİYASET
Recep Uncuoğlu
Zeki Toçoğlu
Oğuz Can Curoğlu
Muhammed Levent BÜLBÜL
Süleyman Dişli
Ayşegül İslam
SAKARYA EĞİTİM
Sakarya Üniversitesi
Sakarya İlköğretim
Sakarya Meslek Yüksek Okulu
Sakarya Ortaöğretim
Sakarya Öğrenci Yurtları
SAKARYA KÜLTÜR SANAT
Sakarya Sinema
Sakarya Tiyatro
Sakarya Resim
Sakarya Edebiyat
Sakarya Müzik
Sakarya Etkinlikler